XIII-XIV. Yüzyıllarda Şap Ticareti ve Şebinkarahisar

Anasayfa » Bilimsel Bildiriler » XIII-XIV. Yüzyıllarda Şap Ticareti ve Şebinkarahisar
share on facebook  tweet  share on google  print  

XIII-XIV. Yüzyıllarda Şap Ticareti ve Şebinkarahisar

"Bilimsel Bildiriler" için, toplam 1 sonuç arasından 1 - 1 arası sonuçlar

Yrd.Doç.Dr.Mehmet Ersan·

 

Türkiye Selçuklu Sultanlarının takip ettiği siyaset neticesinde  Anadolu, XII. yüzyılın son çeyreğinden itibaren uluslararası ticarî faaliyetlerin düzenli olarak yürütülebildiği bir ülke durumuna gelmiştir. II. Kılıçarslan zamanından itibaren Antalya, Konya, Aksaray, Kayseri, Sivas ve Erzurum arasındaki kervan yolunun işlemeye başlaması, Akdeniz sahillerindeki limanlara kadar gelerek ticarî faaliyetlerini yürüten Batılı tacirlerin, Selçukluların hakim olduğu bölgelere girerek faaliyette bulunmasını  kolaylaştırmıştır. Bilhassa I. Gıyaseddin Keyhüsrev ile haleflerinin, ticareti canlandırmaya yönelik politikaları etkisini göstermiş, başta Venedikliler ve Cenevizliler olmak üzere Latin devletleri Anadolu’da yoğun bir ticarî faaliyet içine girmişlerdir[1].

Avrupalıların, Selçuklular döneminde Anadolu’dan ithal ettikleri yeraltı zenginlikleri arasında şapın ilk sırada geldiği  görülmektedir. Çünkü şap, boya sanayiinde kullanılmaya başlandığında, Avrupa endüstrisinin özellikle aradığı bir madde durumuna gelmiştir. XIII. yüzyıldan XV. yüzyılın ikinci yarısına kadar olan dönemde Avrupa’nın şap ihtiyacının büyük bir kısmı Anadolu’dan, sağlanmıştır[2]. Şap madeni açısından  zengin olan Anadolu’da şap yatakları Foça, Kütahya, Ulubat ve Şebinkarahisar’da bulunmaktadır[3].

Beyaz, gri,  sarı ve kırmızımtırak renkte, suda kolaylıkla eriyen, ağız buruşturucu bir tadı olan[4] şap, tabiatta kaya şapı ve toz şap olmak üzere iki türde bulunmaktadır. Eski çağlardan beri bilinen bir maden olan şap, Ortaçağda kumaşın tepelenme, yıpranma, güneşe dayanıklılık, yani “haslık derecesi”nin artmasını ve boyanın sabitleşmesini sağlamada[5], deri sanayiinde, altının  parlatılmasında kullanılmıştır[6].

Biz bu tebliğimizde, Anadolu’dan çıkarılan şap madenlerinin kimler tarafından işlendiğini, yıllık üretimini, kimler tarafından nasıl ihraç edildiklerini, şap yataklarını ayrı ayrı ele alarak inceledikten sonra Şebinkarahisar şapının özelliklerini ve şap ticaretindeki yerini değerlendirmek istiyoruz.

M. S. I. yüzyılda yaşamış olan Plinius, Naturalis Historia adlı eserinde şapın oluşumu, çeşitleri, özellikleri, kullanım alanları  ve çıkarıldıkları yerler hakkında bilgi vermekle[7] beraber, Anadolu’daki şap madenlerinin ne zaman ve nasıl kullanılmaya başlandığı konusunda kesin bir yargıya varmak oldukça güçtür. Anadolu’daki maden ocaklarını Ortaçağda Bizans’ın kullandığı ihtimal dahilinde ise de, işlettiğine ve şap ticareti yaptığına dair şimdilik herhangi bir kayıt bulunmamaktadır. Esasen şap ve şap ticaretiyle ilgili olarak verilen bilgiler, Avrupa’nın şap ihtiyacını karşılanmak için Anadolu’dan şap ithal etmeye başladığı XIII. ve daha sonraki yüzyıllarda kaleme alınan eserlerde yer almaktadır[8].

Bu kısa açıklamalardan sonra Anadolu’da bulunan şap ocaklarını ayrı ayrı değerlendirebiliriz. Hukuken Bizans’a bağlı olmakla birlikte, fiiliyatta Cenevizlilerin yönetimine geçen Foça’daki şap yataklarının işletme hakkı, VIII. Michael tarafından 1275 yılında Cenevizli  Zaccaria ailesine verilmiştir[9]. Bundan sonra Zaccaria ailesi, 50 den fazla işçi çalıştırarak hemen şap üretimine başlamıştır[10]. 1314’e kadar bu Cenevizli ailenin işlettiği maden ocağının kontrolü, sözü edilen yılda başka bir Cenevizli aile olan Cattaneo della Vodlta’ya geçmiştir[11]. Foça şapı, Saruhanoğulları zamanında da Cenevizliler tarafından işletilmiş  ve vergisi Saruhan Beyliği tarafından alınmıştır[12].

Foça’daki yıllık şap üretimi 1298’de 650 kantar (36.687.95 kğ[13].) iken[14], XIV. yüzyılın ilk yarısında 14.000 kantara (790.202 kg.) ulaşmıştır[15]. Foça’daki şap maden ocakları denize yakın olduğundan Şebinkarahisar, Kütahya ve Ulubat şaplarına göre, gemilere naklinin  kolay ve maliyetinin  düşük olduğu açıktır. 

XIV. yüzyılın ilk yarısında Kütahya’daki yıllık şap üretimi 12.000 kantar (677.316 kg.) dır[16]. Foça’daki şap ocaklarına sahip olan Cenevizliler, Türkiye Selçukluları’ndan da Anadolu şaplarının işletme ve satış hakkını elde etmişlerdi[17]. Buna göre, 1176 yılında kazanılan Miryekefalon zaferinden sonra Selçuklu hakimiyetine giren Kütahya’daki şap ocaklarının  işletme  ve satış hakkının da Cenevizlilerde olduğu sonucu çıkmaktadır. Ancak Venedikliler, Aydın ve Menteşe Beyleriyle yapmış oldukları anlaşmalarla, Kütahya’da  üretilen şapın ticaretini yapma  imkanını elde etmişlerdir[18].

            Kütahya şaplarının nakli için, kısmen büyük Menderes üzerinden Ayasluğ ve Balat ile kısmen de karadan yaklaşık on beş günlük bir mesafede bulunan Antalya limanı kullanılmaktadır[19].

Bursa’nın batısında bulunan Ulubad’da, XIV. yüzyılın ilk yarısında yıllık 10.000 kantar (564.430 kg.) şap üretilmektedir[20].

Şebinkarahisar’ın, tabii olarak korunmağa elverişli bir yerde kurulması, etrafında zengin şap ocaklarının bulunmasıyla izah edilir. Bu bölge şapı, en azından M. S. I. yüzyıldan beri, yani Pilinius’un eserini yazdığı dönemden itibaren işletiliyor olmalıdır[21].

1275 yılından önce bu bölgenin şapını Türkler’den alarak Karadeniz limanlarından Avrupa’ya ihraç edenler Cenevizliler olmuştur[22]. Akdeniz ticaretini elinde bulunduran Avrupalı tacirler, Türkiye Selçuklu Sultanları tarafından sükun  ve emniyetin kurulmasından sonra Anadolu’da da etkili olmaya başlamışlardır. Foça ocaklarına sahip olan Cenevizlilerin, daha önce Selçuklulardan da şapın işletme ve satış hakkını elde ettikleri ve böylece Anadolu'da şap konusunda bir tekel yaratmaya çalıştıkları anlaşılmaktadır[23]. Nitekim  Wilhelm von Rubruck’un bir kaydı, Türk hakimiyeti altındaki bölgelerde çıkarılan şapın ticaretinin de Cenevizli ve Venedikli tacirlerin elinde olduğunu göstermektedir. 1253 yılında Konya’dan geçen Rubruck, bu  şehirde ticaret yapan bir çok Venedik ve Cenevizli’ye rastladığını, Cenevizli Nicolaus de Santo Siro ile Venedikli Bonifatius de Molendino adlı iki tacirin bir şirket kurarak bütün Türkiye şaplarını tekellerine aldıklarını, Sultanın anlaşmaya göre bunlardan başkasına şap satamadığı için bu maddenin normal fiyatı beher kantarında 15 Bizans altını iken 50 ‘ye çıktığını kaydeder[24].

Venedikliler, deniz ve karayollarının kavşak noktası olan Trabzon’a, Cenevizlilerden sonra, XIII. yüzyılın son çeyreğinde düzenli olarak gelmeye başlamışlardı. 1319’a gelindiğinde ise Trabzon’da bir Venedik kolonisi oluşmuştur[25]. Gümüş ve şap gibi o yörede elde edilen ürünler dışında, ipek ve baharat gibi Asya ürünleri de genellikle Trabzon üzerinden ya da Trabzon pazarlarından sağlandığından, Venedik Senatosu Trabzon yoluyla gerçekleştirilen Asya-Avrupa ticaretine büyük önem vermiştir[26].  Ticaret ve ondan sağlanan vergiler devletin başlıca gelir kaynaklarından birini oluşturduğu için Trabzon Rum İmparatorluğu da,  Latinlerin ve özellikle İtalyan tacirlerin ülkelerine gelmesinde yarar görüyordu. Nitekim Venediklilere ait gemiler, Muda  denilen ve  yılın belirli dönemlerinde 2 kez konvoy halinde yapılan seferlerde Trabzon’a da uğruyor  ve yükleme-boşaltma işlemleri için 8 ile 10 gün burada kalıyordu[27].

Konya-Kayseri-Sivas-Erzincan-Erzurum yolunun kuzeyinde kalan Şebinkarahisar’ın hem bu ana ticaret yolu, hem de Giresun ile  bağlantısı vardır. Şebinkarahisar’dan çıkarılan şapın, ihracı için kullanılan yollar ve limanlar konusunda üç ayrı güzergâh takip edilmiştir. Şebinkarahisar’dan çıkarılan şapın, genellikle Trabzon ve Giresun limanlarından ihraç edildiği görülmektedir[28].  Ortaçağda dikkati çeken bir kale şehir durumuna gelen ve Şebinkarahisar’a bir şose yol ile bağlı bulunan Giresun, Şebinkarahisar bölgesinin hububatı, dokuma mamulleri ve şapının ihraç edildiği bir limandır[29]. Bu bölgeden çıkan şapın, Trabzon limanından ihraç edilebilmesi için, Erzurum’u Trabzon’a bağlayan yolun kullanılmış olması gerekir. Diğer taraftan Sivas’tan Haleb’e şap getirildiği ve oradan Avrupa’ya gönderildiği bilinmektedir[30]. Sivas’da şap yatakları olmadığına göre, sözü edilen şap Şebinkarahisar’a ait olmalıdır. 

XIV. yüzyılın ilk yarısından itibaren yıllık şap üretim seviyesi hakkında bazı bilgiler mevcuttur. Pegolotti’nin verdiği  bilgiye göre Şebinkarahisar’daki şap ocaklarından yılda 14.000 kantar (790.202 kg.),[31] şap üretilmektedir.

Anadolu’da çıkarılan şap’ın kalitesi açısından bir değerlendirme yapılacak olursa, Şebinkarahisar’da çıkan şapın  kantarında %80 oranında cevher elde edildiği görülmektedir. Bu oran, Foça’daki şapın kantarında %75, Kütahya bölgesinde çıkarılan şapın kantarında %60[32] dır. Buna göre kalite olarak Şebinkarahisar, Foça ve ardından Kütahya şapı gelmektedir.

Şebinkarahisar şapının çok kaliteli ve üretimin haftanın yedi günü devam ettiğini ifade eden Pegolotti[33], Şebinkarahisar şapının 2/5’sinin yünlü kumaşların boyanmasında, ve 3/5’ünün de kumaş dokunacak iplerin yapımında kullanıldığını nakleder. Bir karşılaştırma yapılabilmesi için Foça şapının  3/5’ünün kumaş ipliği ve 2/5’sinin yünlü kumaş yapımında kullanıldığını[34], yine Şebinkarahisar şapının  denizaşırı ülkelerden getirilen pamuklarda, Foça şapının Calavria pamuğunda, Kütahya şapının da Sicilya pamuğunda kullanıldığını[35] belirtelim.

Genel olarak bakıldığında şap fiatlarında zamanla bir değişme görülmektedir. 1330’larda 5,5 kantar (310.436 kg.) şap bir ducat karşılığında satılıyordu. XIV. yüzyılın sonunda ise 0.5 kantar (28.221.50 kg.) şap bir ducata satılmaktaydı[36].

XV. yüzyılın ortalarına  gelindiğinde, bir yandan boya sanayiinde yeni tekniklerin uygulanması,  öte yandan Venedik’e ait Girit başta olmak üzere bazı şap ocaklarının işletmeye açılması Avrupa ülkelerinin Anadolu şapına olan ihtiyacını azaltmıştır[37]. Fatih Sultan Mehmed Şebinkarahisar’daki şap ocaklarını beytülmale kaydettirmiş ve daha sonra bunlar iltizama verilerek, geliri ile kale muhafızlarının maaşları karşılanmıştır[38].

Sonuç olarak,  Pegolotti’nin verdiği bilgilere göre, 46.000 kantar olan toplam şap üretiminin 14.000 kantarı Şebinkarahisar’dan çıkarılmaktadır. Anadolu’da çıkarılan en kaliteli ve özellikle Avrupa’da rağbet edilen Şebinkarahisar şapı, Latin tacirler, bilhassa Cenevizliler tarafından Giresun, Trabzon ve Akdeniz limanları vasıtasıyla ihraç edilmiştir.

 

 



·     Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi

[1]     Türkiye Selçuklu Sultanları, 1207’de Antalya’nın fethinden sonra, başta Kıbrıs kralı  olmak üzere, Venedikliler, Cenevizliler ve başka Latin devletleriyle ticarî antlaşmalar yaparak, gümrük vergilerini %2’ye kadar düşürmek suretiyle, yabancıların Selçuklu ülkesinde mal alım-satımını teşvik etmişlerdir. Bkz. Osman Turan, Türkiye Selçukluları Hakkında Resmi Vesikalar, 2.  Baskı, Ankara 1988, s.121-124 ; Taraflar arasında ticaretin geliştirilmesi amacıyla Türkiye Selçuklu Sultanı I. İzzeddin Keykavus’un Kıbrıs Kralı Hugues’e gönderdiği Eylül 1216 tarihli mektup için bkz. Melek Delilbaşı, Türk Sultan ve Beylerinin Yazışmada Kullandıkları Yunanca Belgeler ve Değerlendirilmeleri (XIII-XV. Yy.), Ankara 1978, s. 16 vd. (A.Ü. D.T.C.F. Ortaçağ Tarihi Kürsüsü, Basılmamış Doçentlik Tezi)

[2]     Avrupalıların, ihtiyaçlarının bir kısmını da Mısır’dan sağladığı bilinmektedir.  Krş. Claude Cahen, Osmanlılardan Önce Anadolu’da Türkler, Türkçe terc. Yıldız Moran, 2. Baskı, İstanbul 1984, s. 164. Ancak Mısır’dan sağlanan şapın kalitesinin düşük olması ve Memlûk Sultanları’nın izledikleri çifte fiat politikası, Avrupalı tacirlerin Anadolu’ya yönelmesine sebep olmuştur. Mesela Berkuk döneminde Bedevilerin getirdikleri şapın kantarını 30 dirhemden alan Mısır yönetimi bunu İskenderiye’de Avrupalılara 5-5,5 dinardan satıyordu. Krş. Şehabeddin Tekindağ,  Berkuk Devrinde Memlûk Sultanlığı, İstanbul 1961, s. 172.

[3]     İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Anadolu Beylikleri ve Akkoyunlu, Karakoyunlu Devletleri, 3. Baskı, Ankara 1984, s. 251. Ortaçağda Anadolu dışında Yemen, Hemedan, Sudan,  Teğaze, Sicilya Adası ile Endülüs’de de önemli şap yatakları bulunmaktaydı. Krş. Abdülhalik Bakır, “Ortaçağ İslam Dünyasında Madenler ve Maden Sanayi”, Belleten, c. LXI, Sa. 232, Aralık 1997, Ankara 1988, s. 544

[4]     Malik Sayar, Mineraloji ve Jeoloji, İstanbul 1960, s. 161

[5]     “Şap”, Türk Ansiklopedisi, C. XXX, Ankara 1981, s. 209. Şap’ın, diğer kullanım alanlarıyla ilgili  olarak ayrıca bkz. Gülseren Budanur, M. T. A. Enstitüsünce Bilinen Türkiye Yeraltı Kaynakları Envanteri, Ankara 1977, s. 370-371

[6]     Elizabet A. Zachrıadou, Trade and Crusade Venetian Crete and the Emirates of Menteshe and Aydın (1300-1415), Benetia 1983, s. 167

[7]     Şapları, renklerine göre sınıflandıran, Kıbrıs, İspanya, Mısır, Armenia, Makedonya, Pontus, Afrika ile Sardinia, Melos, Lipari, Stromboli  adalarından çıkarıldığını kaydeden Plinius, bu madenin boyanan yünlere parlak bir renk vermek  ve bazı  hastalıkların tedavisinde kullanıldığını ifade etmektedir. Bkz. Plinius, Naturalis Historia, C. IX, İngilizce terc. H. Rackham London 1984, s.  183-184 

[8]     Cahen,a.g.e., s. 164

[9]     Zachriadou, Trade and Crusade, s. 167; Şerafettin Turan, Türkiye-İtalya İlişkileri I Selçuklular’dan Bizans’ın Sona Erişine, İstanbul 1990. s. 43, 99; Cahen, a.g.e, s. 311.

[10]    Ş. Turan, a.g.e., 44

[11]    Foça 1336 ve 1346 yılları arasında çok kısa bir süre Bizans hakimiyetinde kaldıktan sonra, tekrar Cenevizlilerin eline geçmiş ve kontrol 1445’e kadar onların elinde kalmıştır.

[12]    Uzunçarşılı, a.g.e.,  s. 252

[13]    Anadolu’da Türkiye Selçukluları ve Osmanlılar zamanında bir ağırlık ölçüsü olarak kullanılan kantar, hâlen geçerliliğini kaybetmemiştir. 1kantar, 56. 443 kg. eşittir. Bkz. Walter Hinz, İslâm’da Ölçü Sistemleri, Türkçe terc. Acar Sevim, İstanbul 1990, s. 33

[14]    Ş. Turan, a.g.e., s. 44

[15]    Francesco Balducci Pegolotti, La pratica della mercatura, Ed. A. Evans, Cambridge 1936, New York 1970, s. 369. 1311 yılında  sadece iki kişiye satılan şap miktarı 2.500 kantarı ( 141.107.50 kg.) bulmuştur. Krş. Ş. Turan, a.g.e., 44. Pegolotti’nin eserinde bulunan konumuz ile ilgili kısımları İtalyanca’dan Türkçe’ye çeviren Yrd. Doç. Dr. Mevlüt Çelebi’ye teşekkür ederim.

[16]    Pegolotti, a.g.e., s. 369

[17]    Ş. Turan, a.g.e., s. 99

[18]    Zachriadou, a.g.e., s. 168

[19]    Uzunçarşılı, a.g.e., s. 252; Ş. Turan, a.g.e., s. 99

[20]    Kate Fleet, “Osmanlı Topraklarında Latin Ticareti (XIV-XV. Yüzyıllar)”, Osmanlı, C. III, Ed. Güler Eren, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara 1999, s. 83

[21]    Plinius, a.g.e., s. 184.; Besim Darkot, “Karahisar”, İslâm Ansiklopedisi,  C. VI, İstanbul 1955, s. 280

[22]    Zachriadou, a.g.e., s. 167

[23]    Ş. Turan, a.g.e., s. 99

[24]    Wilhelm von Rubruk, Reisen zum Grobkhan der Mongolen, Almanca terc. Hans D. Leicht, Stuttgart 1984, s. 229

[25]    Ş. Turan, a.g.e., s. 63

[26]    Ş. Turan, a.g.e., s. 63

[27]    Ş. Turan, a.g.e., s. 63-64

[28]    Ş. Turan, a.g.e., s. 99, 334; Uzunçarşılı, a.g.e., s. 252

[29]    Feridun Emecen, “Giresun”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, C. XIV, İstanbul 1996, s.80

[30]    Cahen, a.g.e., s. 164

[31]    Kate Fleet, a.g.m., s. 83

[32]    Pegolotti, a.g.e., s. 43

[33]    Pegolotti, a.g.e., s. 369

[34]    Pegolotti, a.g.e., s. 369

[35]    Pegolotti, a.g.e., s. 293

[36]    Kate Fleet, a.g.m., s. 83

[37]    Ş. Turan, a.g.e., s. 99

[38]    Darkot, a.g.m., s. 282

 


Tür : Bilim Tarih : 13.07.2006
[ Tüm yazılara ulaşmak için burayı tıklayınız. ]
facebook  googleplus  Twitter  Delicious  Digg this