BİR SELÇUKLU DEVRİ TÜRK ŞEHRİ OLARAK Karahisar-ı Şarkî veya ŞEBİNKARAHİSAR

Anasayfa » Bilimsel Bildiriler » BİR SELÇUKLU DEVRİ TÜRK ŞEHRİ OLARAK Karahisar-ı Şarkî veya ŞEBİNKARAHİSAR
share on facebook  tweet  share on google  print  

BİR SELÇUKLU DEVRİ TÜRK ŞEHRİ OLARAK Karahisar-ı Şarkî veya ŞEBİNKARAHİSAR

"Bilimsel Bildiriler" için, toplam 1 sonuç arasından 1 - 1 arası sonuçlar

 

Prof. Dr. Tuncer Baykara*

 

Biz tarihçiler çoğunlukla bazı yöreler hakkında görmeden de bir şeyler yazarız. Benim görüp incelemeden hakkında, önceden bir şeyler yazmayı tasarladığım, fakat sonrasında buna imkan bulamadığım yerlerden birisi Karahisar'lar içinde görmediğim iki tanesinden birisi olan Karahisar-ı Şarkî dir. Burasına dair, vaktiyle üzerinde uzun boylu çalıştığım ve halen de araştırmalarıma  devam ettiğim SELÇUKLU DEVRİ TÜRK ŞEHRİ  konusu dolayısıyla bir şeyler kaleme almaya başlamıştım. Bereket bunlar tamamlanmadan kalmış. Aslında o yarım kalmış çalışmamda dolaylı olarak edindiğim bilgiler ile burasını tanımaya ve Anadolu sahasının öteki şehirleri ile ilgisini bulmaya çabalamış idim.

Benim inceleme alanım açısından konuyu şöylece özetleyeyim: XI. yüzyılda Türkler bu ülkeye geldiklerinde, buraların eski sahipleri, uzun yüzyıllardır devam eden Bizans-Sasanî ve Bizans- İslam savaşları sebebiyle, dik ve derin vadi içlerine veya sarp dağların üzerinde yapılmış olan kalelere çekilmiş idiler. Ülkenin genelinde de bir nüfus azlığı söz konusu idi. Sarp ve yalçın dağlar ve tepeler üzerine yapılan kaleler bir hayli de çok bulunuyordu. Kastra da denilen bu sarp ve müstahkem kaleler, Bizans döneminin bir görüntüsü gibi idi. Şüphesiz bütün bu kalelerin uzak olmayan çevresinde, burada kalan insanların geçimini sağlayabilecek bir ziraat arazisi de bulunuyordu.

İşte sonradan Anadolu adını alacak olan bu sahadaki sarp ve yalçın kaleler arasında birçoğu, görünüşlerinin eskiliği, yapı malzemesinin boz ve siyaha yönelik olmasından dolayı yeni gelenler, Türkler tarafından Karahisar diye anılmışlardır. Muhtemelen başlarda "hisar" telaffuzundan çok "asar" şekli de kullanılmış, Karasar denmiş olabilir. Oysa bu kalelerin Bizans ve hatta ondan önceki dönemleri yansıtan ayrı birer isimleri de bulunuyordu. Mesela Colonae olarak bilinen bizim Karahisar'a, Türkler uzun bir süre bu adın etkisinde kalarak Kögoniye de demiş bulunuyorlardı.

Burada bir husus akla geliyor. Türklerin kültürlüleri, okumuş ve bilmiş insanlar bu topraklara gelince, adını yerlilere sormuş olmalıdırlar. Kögoniye işte bu soruş sonrasını yansıtıyor. Fakat uzaktan bakılınca kara, kapkara olan bir kale=hisar=asar sebebiyle, Türklerin büyük bir çoğunluğu buraya Kara-hisar demişlerdi. Neticede bir zaman, belki bir-iki yüzyıl geçtikten sonra, Kögoniye adı da unutulup, Karahisar adı yaygınlaşmış olmalıdır.

II. Türkiye topraklarında, Karahisar-ı Şarkî’ye benzeyen o kadar çok kale=hisar vardı ki. Onlar da Türk'ün ad verme geleneklerine uygun şekilde Karahisar diye anılmışlardı. Böylece 40-50 yıl kadar bir zaman geçtikten sonra, Türkler arasında Karahisar adını taşıyan yerler çoğalmış, arada karışıklık çıkacak bir duruma gelmiştir. İşte bu zamanda , Karahisarlara bir ikinci ve tanımlayıcı isim eklemek gerekmiştir.

Yörede eskiden beri şap madeni bulunmakta idi. Bu şap madeni dolayısıyla, yöre zaten oldukça ünlü bulunuyordu. Şu halde "Kara-hisar" ismine bir "Şap" eklenince daha belirleyici olabilirdi. Derken "Şap madeni olan Karahisar" demek gerekmiş, bunun kısaltılmışı ise Şab'ın Karahisarı olmuştur. Böylece Şap madeni zamanla Şebin'e dönüşmüş, Şebin Karahisar böylesine bir genel isim özelliğine sahip olmuştur.

Daha XIII ve XIV. yüzyıl yazarları, ülke içinde birçok Karahisar bulunduğunu eserlerinde ikinci adlarıyla belirtmeye başlamışlardır. Bunlar arasında başlıcaları Sahibin Karahisar'ı (Afyon), Karahisar-ı Devle = Develi'nin Karahisar'ı, Temürlü/Temürcü Karahisarı, Teke Karahisar (=Karahisar-ı Teke) ve daha birçok Karahisar. Böylesine Karahisarlar kimi araştırıcılarca karıştırılabiliyordu. Her ne ise, artık bundan böyle hiç olmazsa birisi, yani Şab'ın/Şebin Karahisarı karıştırılmaz sanıyoruz.

III. Karahisar-ı Şarkî’yi ben, ilk olarak rahmetli Hasan Tahsin Okutan'ın kitabından okumuş idim. Bu kitabı bana ariyet veren Prof. Şükrü Elçin hocama, buradan minnet ve şükranlarımı gönderiyorum. Onun sayesinde burasını görmesem bile oldukça ayrıntılı olarak öğrenmiş idim. Bu arada, çok iyi almanca bilmesem de, 1860 lı yıllarda buraya gelen ve hatta bir de planını çıkaran bir Almanın yazdıklarını ve planını da unutamam. Bunların ötesinde tabii ki Prof. Dr. Haşim Karpuz'un kitabı, burçlarından birisinin Kız-kulesi adını taşıdığını söylemesi ile benim için ayrı bir bilgi kaynağı olmuştur.

İleride, bir aynı bilimsel yazıma konu olacağı için ayrıntısını veremeyeceğim bir XIX. yy belgesi, benim bu Bizans-kale şehrini yeniden ele almamı kesinlikle gerekli kıldı. Çünkü bu belgede, benim XI-XII. yüzyıllar Selçuklu Devri Türk Şehri ile ilgili bilgilerim ve kendi senaryomu destekleyen yeni ve ayrı bir kesin delil bulmuştum.

Türklerin bu ülkeyi fethetmeleri ile ilgili olarak benim oluşturduğum senaryo şöyle idi. Türkler bir kaleyi, mesela Kolonea=Kögoniye'yi kuşatıyor, bütün güçleriyle saldırıyorlardı. Bu durumda Kale içinde yaşayanlar için iki durum=ihtimal vardı. Sonuna kadar direnebilirlerdi. Ancak Türkler savaşarak kaleye girdiklerinde sağ kalanların durumu tamamen belirsiz olabilecekti. İkinci ihtimal de, durum çok elverişsiz ise teslim olacaklardı. Bu durumda hiç olmazsa can güvenlikleri Türkler tarafından sağlanabilecekti.

Bir kale alındığında, ister barış ister savaşla olsun, kale içi, eğer çok geniş değilse, tamamen boşaltılıyordu. Savaş durumu söz konusu olunca, zaten içerdekiler esir sayılıyordu. Bu durumda Türkler öldürmekten çok sağ isteyip, işlerinde çalıştırıyorlar veya, uzaklarda yakınları varsa kurtuluş fidyesi=parası alıp salıveriyorlardı. Bu ülkedeki Türk fetih hareketinde ölüm=kıtalin çok olmadığını bize gösterir. Kale sahası oldukça dar ise Türkler, bu stratejik noktaya tam olarak hakim olmaları gerektiğinden, içerdekileri sur dışındaki uygun bir yerde evlerini kurmaya davet ediyorlardı. Kalede oturanlar , fazla uzağa gitmeyerek hemen kale yamaçlarına evlerini yeniden yaparak Türk idaresinde ve "il=muti,tabi" olarak varlıklarını sürdürebiliyordu.

Karahisar-ı Şarkî de durum böyle olmuş, Türkler fetih sonrasında Kaleye yerleşmişler, dışarıda oturmaya davet edilen Rumlar, uzun yüzyıllar kale yamaçlarındaki "Gavur mahallesi"nde oturmuşlardır.  Buradakiler ancak XIX. yüzyıl ortalarında, bu mahalleden ayrılarak daha düz bir yere taşınacaklardır.

IV. Karahisar-ı Şarkînin bir diğer özelliği, burasına XIX.yüzyılın az-bilmişlerinin elinin pek değmemesidir. XIX.yüzyılın "muasır-bilmiş"leri mesela Konya etrafındaki Alaeddin Keykubad yapısı surları yerle bir etmişlerdi. Aynı şekilde XXyüzyıl başlarının bilmişleri Antalya surlarını yok etmeye başlamışlardı. Bereket onlardan bir kısmı kurtarılabildi. Karahisar-ı Şarkî de, muhtemelen böylesine müdahalelerden en az etkilenen yerlerden birisidir. Ama hemen ilave edeyim ki Türk insanının medenîleşme ve çağdaşlaşma   hamlesi, burada da bazı olumsuzluklara yol açmış olabilir.

Her ne olursa olsun, görmediğim Karahisar'ı, ben Türkiye Selçuklu Devri Şehirlerinin bir örneği olarak hayal ediyordum. Uluborlu'yu gördükten sonra hayran kaldığım gibi, Karahisar-ı Şarkî’ye de Türk özelliğinden dolayı hayran kalacağıma eminim.

Bu bir araştırmanın ön-bilgileri gibi oldu.

Herkese teşekkür ediyorum.

 



*     Ege Üniversitesi


Tür : Bilim Tarih : 13.07.2006
[ Tüm yazılara ulaşmak için burayı tıklayınız. ]
facebook  googleplus  Twitter  Delicious  Digg this